ALMANYA’DA sosyal yardım başvurularında ikamet edilen konutun büyüklüğünün ne kadar olması gerektiği tartışmasına Reutlingen Sosyal Mahkemesi netlik kazandırdı. Mahkeme, tek başına yaşayan bir birey için 90 metrekareye kadar olan konut alanını makul bir kılavuz değer olarak belirledi. Ancak son karar (Dosya No: S 4 SO 1049/23 ER), sadece alanın değil, mülkün ekonomik değerinin de belirleyici olduğunu ortaya koydu.
UYGUN ÖLÇÜT KABUL EDİLDİ
Dava konusu olayda, 1963 doğumlu bir kadın, tek başına yaşadığı müstakil ev için sosyal yardım talebinde bulundu. Mahkeme heyeti kararda şu ifadeye yer verdi: “Heyet, tek bir kişi için uygun yaşam alanı konusunda yönlendirici değer olarak 90 metrekareyi esas almaktadır.” Buna karşın, davacının yaşadığı evin 147,4 metrekare ile bu sınırın oldukça üzerinde olduğu tespit edildi. Mahkeme, kişinin evin sadece birkaç odasını kullanıyor olmasının sonucu değiştirmediğini, fiili kullanımın değil taşınmazın toplam değerinin esas alınacağını vurguladı.
MAL VARLIĞI SINIRI ENGELİ
Hukuki süreçte asıl belirleyici unsur konutun genişliği değil, davacının sahip olduğu varlık miktarı oldu. Evin yarı hissesine sahip olan kadının payının, yasal muafiyet sınırı olan 10 bin Euro’yu açıkça aştığı belirtildi. Mahkeme, genel hayat tecrübelerine dayanarak böyle bir evin değerinin 20 bin Euro’nun üzerinde olmasının muhtemel olduğunu ve bu durumun kişiyi yasal olarak “yardıma muhtaç” statüsünden çıkardığını ifade etti.
SAĞLIK DURUMU SATIŞA ENGEL DEĞİL
Davacı kadın, sağlık durumunun ve bakıma muhtaç oluşunun evin satışını imkansız kıldığını savundu. Ancak mahkeme bu argümanı kabul etmeyerek şu değerlendirmede bulundu; “Hastalık, bazı münferit durumlarda varlıkların elden çıkarılma zorunluluğunu ortadan kaldırabilir. Ancak bu durum sadece nadir istisnalar için geçerlidir.” Hakimler, kadının kısıtlamalarının satış çabalarını tamamen engelleyecek düzeyde olmadığına kanaat getirdi ve emlakçı veya sosyal hizmetler aracılığıyla destek alabileceğine dikkat çekti.
HİBE YERİNE KREDİ İMKANI
Mahkeme, evin hissesinin hemen satılamayacağı durumlarda, davacının en azından “borç/kredi” (Darlehen) şeklinde bir temel güvence hakkı olabileceğini belirtti. Ancak bunun ön koşulu olarak kişinin hissesini satmak için çaba göstermesi gerektiğini, davacının ise bu yönde bir adım atmadığı kaydedildi.