Almanya sokakları, son yıllarda sadece asfaltın değil, hukukun da değiştiği bir savaş alanına dönüştü. Eskiden "taksirle ölüme sebebiyet" gibi hafifletici başlıklar altında geçiştirilen aşırı hız faciaları, artık Alman yargısının pençesinde tek bir kelimeyle mühürleniyor: Cinayet.
Geçtiğimiz günlerde iki ayrı davadan gelen haberler, direksiyon başına geçtiğinde kendisini yasaların ve insan hayatının üstünde gören "hız müptelaları" için bir devrin kapandığını kanıtlıyor.
Bir tarafta Heilbronn’da 40’lık yolda 108 ile basıp bir babayı hayattan koparan Yasin H. var. Mahkemenin "Aptal değilsin, git vatanında hayat kur" diyerek sınır dışı talebini onaması, sadece bir ceza değil, aynı zamanda bir dışlamadır. Toplumun huzurunu bozanın, o toplumda yeri yoktur mesajıdır.
Diğer tarafta ise Ludwigsburg’da Selin Kurt ve Merve Korknazyürek’in hayatını karartan Gürkan U. ve ekibi… 32 yaşındaki bir adamın 113 suç kaydıyla elini kolunu sallayarak sokak yarışı yapabilmesi sistemin bir ayıbıydı; ancak verilen müebbet hapis kararı, bu ayıbı temizleme iradesidir. Hakimin "Sergilediğiniz kibrin bedelini ödemelisiniz" cümlesi, davanın özünü özetliyor. Bu artık bir trafik ihlali değil, bilinçli bir yok etme eylemidir.
Ku'damm Davası Dönüm Noktasıydı
Alman yargısının bu sert tutumu bir gecede oluşmadı. Alman basınını ve hukuk tarihini taradığımızda, bu sertleşmenin miladı olarak 2016 Berlin Ku'damm Davası karşımıza çıkıyor.
2016 yılında Berlin’in merkezindeki Kurfürstendamm (Ku'damm) bulvarında yarışan iki gencin, suçsuz emekli olan 69 yaşındaki Michael Warshavsky’nin ölümüne neden olması, Almanya’da bir ilki yaşatmıştı. Yargıtay (BGH), bu olayı ilk kez "cinayet" olarak tescilledi. O tarihten önce "istemeden oldu" savunmasına sığınan hız tutkunları, artık "olası kast" ile insan öldürmekten yargılanmaya başlandı.
Kaza Değil, Terör
Gürkan U.’nun 113, İsmail U.’nun 67 sabıkası olması bize şunu öğretiyor: Bu şahıslar için otomobil bir ulaşım aracı değil, bir silahtır. 150 kilometre hızla şehir merkezine dalmakla, kalabalığa rastgele ateş açmak arasında hukuken hiçbir fark kalmamıştır.
Alman adaleti artık şu soruyu soruyor: Bir insanın hızı, diğerinin yaşama hakkından daha mı değerli? Cevap, Ludwigsburg’daki adliye koridorlarında yankılanan arbedeye ve dökülen yaşlara rağmen net bir "Hayır"dır.
Yasin H. sınır dışı edilecek, Gürkan U., ömrünü dört duvar arasında geçirecek. Belki bu kararlar gidenleri geri getirmeyecek; ancak direksiyona geçip pedala asılırken "nasılsa az yatar çıkarım" diyenlerin kibrini kıracak tek güç budur.