ALMANYA’NIN Solingen kentinde tarihler 29 Mayıs 1993’ü gösterdiğinde çok derin bir acı yaşandı. Irkçıların kundakladığı evde 5 kişi yaşamını yitirdi. Katliamın üzerinden 33 yıl geçti ve kurbanlar, Saime Genç (4), Hülya Genç (9), Gülüstan Öztürk (12) Hatice Genç (18), Gürsün İnce (27) kundaklanan evin önünde anıldı. Törende yaşanan acının derin yarasının hala taze olduğu konuşmalara yansıdı. Törene, Hanau terör saldırısında yaşamını yitiren kurbanların yakınları, STK temsilcileri ile yüzlerce vatandaş katıldı.
Genç ailesi adına konuşan Cihat Genç, “Bizim için bu Unter Werner Caddesi öyle sıradan bir yer değil. Burası sadece, ülkemizin tarihine kara bir sayfa olarak kazınan 1993 yılındaki ırkçı kundaklama saldırısının gerçekleştiği yer de değil. Bizim için, bir aile olarak bu yer, ailemizin geçmişinin gömülü olduğu ve oradan bugünümüze etki etmeye devam ettiği yerdir. Yoldan geçenler bu göze çarpmayan yerin önünden geçip gittiklerinde, buradaki boşluğu, beş kestane ağacını görürler ve genellikle pek bir şey düşünmezler. Ancak biz aile olarak bu yere geldiğimizde, kendimizi o 29 Mayıs 1993 gününe geri dönmüş gibi hissediyoruz. Yanan evi görüyoruz. Evin etrafında duran ve artık hiç kimseyi kurtaramayan çaresiz insanların acısını derinden paylaşıyoruz. Ve yangının alevlerinden artık kaçamayanların son yardım çığlıklarını duyuyoruz. Siren ışıklarından gözlerimiz kamaşıyor ve boğazımızı sıkan o acı verici dumanın içinde boğuluyoruz. Ve biz bugüne kadar bu insanlık dışı, barbarca kundaklama saldırısının vahşeti karşısında hâlâ doğru kelimeleri bulamıyoruz” dedi.
“BAYRAMLIKLARINI GİYEMEDİLER”
Kundaklamada ölen iki kardeşini (Hülya ve Saime) düşündüğünü söyleyen Cihat Genç, “Onları hiç tanıyamadım. Onları çok özel bir şekilde düşünmek zorunda kaldım. 33 yıl sonra ilk defa, Kurban Bayramı ile kundaklama saldırısının anma günü aynı haftaya denk geliyor. 33 yıl önce ailem, tıpkı bu yıl olduğu gibi, Kurban Bayramı'nı sevinçle bekliyordu. Anneannem o zamanlar küçükler için en güzel bayramlık kıyafetleri bizzat seçmiş ve bayram günü için özenle hazırlamıştı. Büyük bir heyecan ve sabırsızlıkla, her biri için özenle katlanmış birer kıyafet... Fakat bu kıyafetler hiçbir zaman giyilemedi. Onlar da kendileri için dikildikleri o kişilerle birlikte aynı gece yanıp kül oldular. Bizim için 29 Mayıs bu yüzden sıradan bir gün değil. Bazılarının düşündüğünün aksine, bunca yılın ardından gözyaşları hiç kurumadı, yangının açtığı yaralar hiç kapanmadı” şeklinde yaşadıkları acıyı tarif etti.
“HİÇBİR YERE GİTMİYORUZ”
Genç, “Evet, o dönemde bizi kırmak istediler. Gitmemizi, susmamızı, gözden kaybolmamızı ve artık bu ülkeye ait hissetmememizi istediler. Evimizle birlikte bizim irademizi, onurumuzu ve köklerimizi de yakıp kül etme ümidiyle evimizi ateşe verdiler. Ama şimdi etrafınıza bir bakın. Bugün burada, ülkenin dört bir yanından gelip omuz omuza duran bu insanlara bir bakın. İki ayrı vatandan, pek çok farklı inançtan gelen ama ortak bir yürekle hareket eden bu insanlara. İşte cevap budur. Bizim cevabımız budur. Anneannem Mevlüde, bize boyun eğmemenin ne demek olduğunu öğretti. Kendisi ki her şeyini kaybetmişti; bir insanın kaybedebileceği her şeyi. O, boyun eğmedi. Almanya'ya arkasını dönmedi. Bu ülkedeki insanlardan ümidini kesmedi; aksine, bilinçli bir kararla Almanya'yı da kendisi için bir vatan kıldı. O, o evi de öylece bırakıp gitmedi; aksine, taş üstüne taş koyarak yeni bir evi yeniden inşa etti. Ailesini birleştirdi. Nefrete nefretle karşılık vermedi. Aksine sevgiyle yaklaştı. Çığlık atabileceği yerde sustu. Ve başkalarının sustuğu yerde konuştu. İşte bugün burada yüksekte tuttuğumuz miras budur. Bizler bu toplumun komşuları, dostları, arkadaşları ve meslektaşlarıyız. Biz bu ülkeye aitiz ve bu ülke de bize ait. Ve hiçbir yere gitmiyoruz” dedi.
“ÇARESİZLİĞİ NET HATIRLIYORUM”
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, İstanbul Milletvekili Zafer Sırakaya, resmi görevli olarak ve siyasi pozisyonuyla değil Herne kentinde doğmuş biri olarak konuşmak istediğini söyleyerek konuşmasına başladı. Sırakaya şöyle konuştu: “Çocukluğu ve gençliği bu bölgeye ayrılmaz bir şekilde bağlı olan biri olarak konuşuyorum. Aynı şekilde burada, Kuzey Ren Vestfalya'da doğmuş çocukların babası olarak ve kendi ailesi bu toplumun bir parçası olan bir insan olarak konuşuyorum. 1993 yılında Solingen'deki kundaklama saldırısının haberi geldiğinde 19 yaşındaydım. Genç bir adam, tam da dünyayı anlamak istediğiniz ve adaleti aradığınız bir yaşta. Ve ben, içimde ve tüm Türk toplumunda yayılan o dehşeti, o çaresizliği, o öfkeyi hâlâ çok net hatırlıyorum. Beş masum insan: Gürsün İnce, Hatice Genç, Gülüstan Öztürk, Hülya Genç, Saime Genç alevlerin arasında katledildiler.”
“O SUÇ KALBİME, HAFIZAMA KAZINDI”
İnsanların nefretten, ırkçılıktan ötürü, "yabancı" olarak görüldüğü için öldürüldüğüne dikkat çeken Sırakaya, “Ben o zamanlar bir gençtim, ama bu suç kalbime, hafızama kazındı. O an, birçoğumuzun ilk kez gerçekten şunu anladığı andı: Biz her ne kadar burada evimizde olsak da, bunu bizden mahrum etmek isteyen, bunu şiddetle, cinayetle yapmak isteyen insanlar var. Ancak acıdan inanılmaz bir şey büyüdü. Bu ülkenin ahlaki bir otoritesi haline gelen bir kadın büyüdü: Mevlüde Genç. Bizim bilge annemiz. O, çocuklarını ve torunlarını kaybetti, hem de en zalimce şekilde. Ama o nefrete nefretle karşılık vermedi. İntikam çığlıkları atmadı. O dedi ki: "Nefret etmemeliyiz, uzlaşmalıyız. Birlikte yaşamalıyız; komşular olarak, insanlar olarak." Bu duruş, bu büyüklük, işte gerçek büyüklük budur. Sevgili Genç ailesi, insanlığın ne anlama geldiğini gösterdiniz. Nefretin enkazından barış köprüsü kurulabileceğini gösterdiniz. Bunun için size gönülden, en derin şekilde minnettarız” dedi.
“IRKÇILIĞIN NORMALLEŞMESİNE İZİN VEREMEYİZ”
Tehlikenin geçmediğini de ifade eden Sırakaya konuşmasını “Almanya'da İslam düşmanlığı ve ırkçı saldırıların sayıları ürkütücü boyutta. 2025 yılında Müslümanlara ve camilere yönelik 1000'den fazla saldırı, tehdit ve ayrımcılık kaydedildi. Her an insanlar inançları yüzünden, başörtüleri yüzünden, kökenleri yüzünden saldırıya uğruyor. Sözlü, fiziksel, bazen de ölümcül şiddetle. Aynı zamanda antisemitik suçların sayısı da artıyor. Bunu da kaydediyoruz. Camilere saldırılmasına izin veremeyiz. Sinagoglara saldırılmasına izin veremeyiz. Ve hiçbir zaman susmamalıyız. İnsanlar inançları veya kökenleri nedeniyle saldırıya uğradığında hiçbir zaman susmamalıyız. Çünkü bir camiye veya bir sinagoga saldıran kişi, din özgürlüğüne saldırmış olur. Ortak değerlerimize saldırmış olur. İnsanlığa saldırmış olur. Bu yüzden bugün, Türk toplumunun umutlarını ve aynı zamanda korkularını kendi deneyimlerinden bilen biri olarak diyorum ki, ırkçılığın ve insan düşmanlığının normalleşmesine izin veremeyiz. Toplumumuzun ortasına ulaşmalarına izin veremeyiz” diye noktaladı.
BAKAN SCHAEFFER: “ASLA UNUTMAYACAĞIZ”
Kuzey Ren Vestfalya Eyaleti Çocuk, Gençlik, Aile, Fırsat Eşitliği, Mülteci ve Uyum Bakanı Verena Schaeffer, “Dört yaşındaki kız çocuğunu gözümün önüne getirdiğimde, bu beni hâlâ inanılmaz derecede üzüyor. Önünde daha koskoca bir hayatı olan, anaokuluna gitmek için can atan dört yaşında bir kız çocuğu. Ve hepimiz biliyoruz ki, bu anaokulu ziyareti asla gerçekleşemedi. 29 Mayıs'ta Saime, tıpkı kız kardeşi Hülya, teyzeleri Gürsün İnce ve Hatice Genç ve onların kuzeni Gülüstan Öztürk gibi katledildi. Beşi de henüz çok gençti. Gürsün İnce, 27 yaşında gencecik bir anneydi. İki yaşındaki kızıyla pencerenin önünde durup aşağıya atlamaya karar verdiğinde, aklından ne gibi düşünceler geçmiş olmalı? Beşinin de önünde daha yaşayacakları koca bir hayat vardı; hayalleri ve planları vardı, kendilerini seven ve onlar için her zaman orada olan bir ailenin içinde yerleri vardı. Tüm eyalet hükümeti adına bugün sizlere başsağlığı ve derin üzüntülerimi sunuyorum.”
“DEVLET, İNSANLARI KORUMA KONUSUNDA BAŞARISIZ OLDU”
“Gürsün İnce, Hatice Genç, Gülüstan Öztürk, Hülya Genç ve Saime Genç'i asla unutmayacağız. Göç geçmişi olan pek çok insan, Solingen'deki bu ırkçı saldırıdan derinden etkilendi. 1990'lı yılların bu döneminde, ırkçı terör örgütü NSU (Nasyonal Sosyalist Yeraltı) filizlenip büyüdü. NRW’de de, 2006 yılında Mehmet Kubaşık Dortmund'da katledildi. NSU, Köln'deki bombalı saldırılar düzenledi ve bu saldırılarda çok sayıda insanı ağır şekilde yaraladı. Devlet, insanları koruma konusunda başarısız oldu. Kassel, Halle ve Hanau'da 2019 ve 2020 yıllarında gerçekleşen terör saldırıları, giderek artan aşırı sağcı ve ırkçı terör tehdidinin açık birer kanıtıdır. Nefret suçları yıllardır tırmanışta ve nitekim aşırı sağ motivasyonlu suçlara ilişkin en güncel veriler ve istatistikler de bu ürkütücü gidişatı gözler önüne seriyor. Hep birlikte kendimize şu soruyu sormak zorundayız: Biz ne yapıyoruz? Irkçılığa karşı ne yapıyoruz? Okullarımızda, derneklerimizde, iş yerlerimizde, mahallelerimizde ne yapıyoruz?”
“KENDİMİZİ MÜCADELEYE ADAYALIM”
Düsseldorf Başkonsolosu Ali İhsan İzbul: “Bu korkunç ırkçı kundaklama saldırısında kaybettiğimiz Genç ailesinin yakınlarına yeniden Allah’ın rahmetini diliyor ve Genç ailesinin tüm üyelerine en içten başsağlığı dileklerimi iletiyorum. Okullardan yerel yönetimlere kadar tüm dernekler ile vatandaşlar, kendilerini kararlı bir şekilde ırkçılığa, yabancı düşmanlığına, İslam düşmanlığına ve ayrımcılığın her türlüsüne karşı mücadeleye adamalıdır. Mevlüde Genç Derneği'nin çalışmaları bu bağlamda özel bir yere sahiptir.”
“O SUÇ ŞEHRİMİZİ SARSTI”
Solingen Belediye Başkanı Daniel Flemm, “29 Mayıs şehrimiz için zor bir gün. Ve bu her şeyden önce sizin için sevgili Genç ailesi. 1993 yılının bu bahar gününe kadar bir evin durduğu bu yerde, yani sizin evinizin bulunduğu yerde duruyoruz. Ailenizin birçok üyesi için bir yuva olan yerde. Sizin yuvanızda. Birlikte yemek yediğiniz, konuştuğunuz, güldüğünüz, kutlama yaptığınız yerde. Nesillerin birbirine bağlandığı, günlük hayatta birlikte yaşadığı yerde. 33 yıl önceki o gece her şeyi değiştirene kadar. Unter Werner Caddesi'nde 33 yıl önce bir suç işlendi. Ailenin beş üyesini hayattan koparan, sizlere, yani yakınlarına, geride kalanlara tarifsiz bir acı yaşatan bir suç. Bu acıya sebep olan suç, aynı zamanda şehrimizi de sarsmıştır. 93'teki kundaklama saldırısı ailenize yönelik bir saldırıydı, ama aynı zamanda şehrimize, demokratik toplumumuza ve Solingen'deki barışçıl birlikteliğimize yapılmış bir saldırıydı. Benim neslimden olan çoğu Solingenli gibi, ben de kundaklama gecesinin olaylarını, yaşanan şaşkınlığı, yası; o dönemde bu şehri sarsan her şeyi, çoğunlukla ailemin anlatımlarından ve haberlerden biliyorum. Bugün, 33 yıl sonra, bu insanlık dışı eylemi ve uğradıkları haksızlığı anmak için burada bir araya geldik. Çünkü unutmak istemiyoruz ve bir yükümlülük olarak asla unutmamalıyız. Solingen, insanların kökenlerinden bağımsız olarak güven içinde yaşayabilecekleri bir şehir olmalıdır. Mevlüde Genç; iki kızını, iki torununu ve bir yeğenini kaybetti. Kendisi, yuvasından geriye kalan enkazın önünde duruyordu. Buna rağmen, o anda ne bir kırgınlığı ne de intikam almayı seçti; aksine bambaşka bir yolu tercih etti. Yaşadığı acının nefrete dönüşmesine asla izin vermedi. Yıkımın izleri henüz çok tazeyken bile insanlığa ve barışa çağrıda bulundu. Bu mesajın yaşamaya devam etmesini ise sizlere borçluyuz, sevgili Genç ailesi. Bunun için hem şahsım adına hem de şehrimiz adına sizlere teşekkür ederim.”
“MEVLÜDE GENÇ'İ ÖRNEK ALALIM”
Mevlüde Genç Derneği Başkanı Özlem Genç-Evran, çalışmalarını anlattı. Genç-Evran, “Aktif olmamız gerekiyordu. Mevlüde Genç Derneği olarak biz aktif olduk. Bir anma mekânı kurulması için mücadele etmeye devam edeceğiz. Bizim büyük hedefimiz, burada bir anma mekânı kurmaktır ve öyle kalacaktır. Burada, Untere Werner Caddesi 81 numarada; bir hatırlama, bir arada olma ve toplumsal birliktelik evinin inşa edilmesi hedeflenmektedir. Bu arzu sadece bana ait değil. Sadece bizim derneğimize de ait değil. Bu arzu, kundaklama saldırısından bu yana bunu her zaman dile getiren ve bugüne kadar maalesef hiçbir yerde karşılık bulamayan büyükannemiz ve annemiz Mevlüde Genç'in vasiyetidir. Mevlüde Genç'i kendimize örnek alalım.”
"EVLAT ACISI BAMBAŞKA"
Hatice Genç, “Acıyı birlikte paylaşmak için bir araya geldik. Katılımınız, desteğiniz ve dualarınız bizler için çok kıymetlidir. 33 yıl önce Solingen'de yaşanan ve korkunç o gecede yalnızca evler değil, umutlar ve hayatlar da söndü. Ben de o gece, o saldırıda iki evladımı kaybettim. Bir anne için böyle bir acının tarifi asla yoktur. Aradan geçen yıllara rağmen o acı hâlâ yüreğimde. Yaşamaya devam ediyorum, yapacak bir şey yok. Ancak sizlerin bugün burada olması; dayanışmanın, kardeşliğin ve insanlığın hâlâ güçlü olduğunu bizlere gösteriyor. Bu birlik ve beraberlik acımızı hafifletirken geleceğe umutla bakmamıza davet vesilesi oluyor. Bugün yalnızca geçmişi anmıyor, aynı zamanda sevgi, saygı ve hoşgörü içinde gelecek için, ortak için mesaj veriyor. Özellikle genç nesillerin nefretin değil, insanlığın ve kardeşliğin yanında olması en büyük temennimizdir. Dünyada hâlâ insanlar diri diri yakılıyor. Bombalar altında hayatlar yok oluyor. Evler yanıyor ve masum çocuklar çaresizce yaşamlarını yitiriyor. Bir annenin, bir insanın buna sessiz kalabilmesi mümkün değil. Acının dili, dini, milleti olmaz. Nerede olursa olsun masum insanların yaşadığı acı hepimizin ortak yarasıdır. Haksızlık karşısında sessiz kalmamak, zulme uğrayanların yanında durmak ve en azından dayanışma göstermek hepimizin görevidir.”