AVRUPA'DAKİ Türklerin yaşadığı kültürel sentez ve “Alman usulü” disiplin, geleneksel Anadolu bilgeliğiyle bazen çok tatlı, bazen de trajikomik bir şekilde çelişebiliyor. Bazı Türk atasözleri de Avrupalı Türklere yaşam tarzından dolayı pek uymuyor. İşte o Türk atasözleri:
“Misafir kısmetiyle gelir.”
Avrupa’daki Türk evlerinde bile artık Termin (randevu) kültürü oturdu. Çat kapı gelen misafir bereketten ziyade, o akşamki dinlenme planının bozulması veya ev sahibinin hazırlıksız yakalanması demek. Kısmetle değil, WhatsApp mesajıyla geliniyor.
“Bal tutan parmağını yalar.”
Avrupa'da bu durumun adı yolsuzluk veya görevi kötüye kullanmadır (Korruption). Bir projenin başında olan kişi, o projenin avantajlarından kendine pay çıkarırsa parmağını yalamak yerine kendini mahkemede bulur.
“Su akarken testiyi doldurmalı.”
Anadolu’da ‘fırsat bulmuşken her şeyi al’ anlamına gelen bu söz, Avrupa'daki vergi dilimleri yüzünden pek işlemez. Belirli bir kazancın üzerine çıktığınızda üst vergi dilimine (Steuerklasse) girersiniz ve "testiyi fazla doldurmaya" çalışırken devlet yarısını elinizden alır.
“Ak akçe kara gün içindir.”
Elbette tasarruf her yerde önemli ama Avrupa’daki vergi sistemleri ve sosyal devlet anlayışı bu parayı yastık altında tutmayı zorlaştırıyor. Paranın bankada durması, beyan edilmesi ve gerekirse negatif faiz veya enflasyon karşısında erimesi, bu atasözünün o eski “sakla samanı” tadını biraz bozuyor.
“Komşu komşunun külüne muhtaçtır.”
Avrupa’da, özellikle şehir hayatında Datenschutz (veri koruma) ve mahremiyet ön planda. Kimse kimseden bir şey istemediği gibi, birinden tuz istemek bile ‘rahatsızlık vermek’ olarak algılanabiliyor.
“Kervan yolda düzülür.”
Bu atasözü Alman bürokrasisine çarptığı an paramparça olur. Bir işe plansız başlamak, Avrupa'da doğrudan başarısızlığın ve ağır cezaların garantisidir. Her şeyin aylar öncesinden planlandığı, randevuların (Termin) kutsal olduğu bir sistemde kervanı yolda düzmeye kalkarsanız yolda kalırsınız.
“Ev alanla evlenene Allah yardım eder.”
Avrupa’daki emlak fiyatları ve kredi (mortgage) faiz oranları düşünülünce, bu iş sadece ilahi yardıma değil, çok ciddi bir Schufa puanına ve 30 yıllık bir borçlanma disiplinine bakıyor.
“Ev alma, komşu al.”
Avrupa’nın katı gürültü yasaları (Ruhezeit) ve yüksek emlak fiyatları sağ olsun, komşun kim olursa olsun akşam 22:00’den sonra çıt çıkaramaz. Dolayısıyla komşu, Türkiye'deki gibi hayatının merkezinde değil; sadece asansörde “Guten Tag” dediğin bir figür. Orada mülkün değeri ve lokasyonu, komşunun kim olduğundan çok daha öncelikli.
“Söz uçar, yazı kalır.”
Aslında bu atasözü teknik olarak doğru ama Avrupa’daki “yazı” anlayışı bizimkinden farklı. Türkiye’de sözle de iş halledilebilirken, Avrupa’da (özellikle Almanya’da) kağıt üzerinde yazmayan hiçbir şey var olmamıştır. Atasözü yetersiz kalıyor; doğrusu “Resmi mühürlü mektup (Einschreiben) yoksa, dünya durur” olmalıydı.
Avrupalı Türkler için atalarımız söz etseydi bakın nasıl olurdu?
* “Randevusuz gelen misafir, kapı otomatiğine hasret kalır.”
* “Gönül ne kahve ister ne kahvehane, gönül Termin ister bahane.”
* “Posta kutusuna sarı zarf girmeyen eve, huzur girer.”
* Söz uçar, ‘Einschreiben’ kalır.”
* “Erken kalkan yol alır, geç kalkan Stau’da kalır.”
* “Brüt kazananın malı, Net kazananın çenesini yorar.”
* “Aman dileyene Arbeitsamt bakar.”
* “Bal tutan, parmağını yalamadan önce faturasını keser.”
* “Ak akçe, emeklilik fonu (Rentenversicherung) içindir.”
* “Ayağını yorganına göre değil, Schufa puanına göre uzat.”
* “Eski dost düşman olmaz ama Anwalt yoluyla mektup yollar.”




